Kategori ‘Şiirler’ Arşivi
Kısa Şiir Mynet Sohbet
“İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.
Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni
Aşk şiiri Mynet Sohbet
Gözlerinden öğrendim ben herşeyi
Siyahın ne güzel renk olduğunu
İlk görüşte aşkın ne olduğunu,
Sevgiyi ve onun büyüklüğünü
Ellerinden öğrendim ben dokunabilmeyi
Bir dokunuşun nasıl iç yaktığını
O anki dünyayı umursamazlığı
Sanki o anın hiç bitmeyecekmişliğini
Saçlarından öğrendim ben neşeyle savrulmayı
Seni bağrıma basmanın mutluluğunu
Kollarına atılıp hiç bırakmamacasına sarılmayı
Teninin kokusunu unutmamayı
Resimlerine bakıp avunmayı,
Sana ancak dualarla ulaşmayı
Sadece rüyalarda görüşmeyi öğrettin be Gülüm
Sen bana acıyı, hüznü öğrettin
Bir de bırakıp gitmeyi öğrendim senden
Sessizce, ardına bakmadan kaçıp gitmeyi
Çaresizlikten ağlamayı öğrendim be Gülüm
Mutluluğu özlemeyi de öğrendim
Ben de sana kaybetmeyi öğreteyim,
Severken ayrılmayı, ayrılırken yıkılmayı
Elvedanın anlamını öğretiyorum sana ben
Elveda çiçeğim, Elveda Gülüm, Elveda
Sen Hiç Sevdin Mi..?
Sen Hiç Sevdin Mi..?
Asla Senin Olmayacak Birini..?
Sen Hiç Görmediğin Birinin Gözlerini
Hergün Her Saat Anımsadınmı..?
Hiç Tutamadığın Elleri Aradın Mı..?
Hiç Koklayamadığın Tenin Kokusunu
Bu Kadar Yürekten Hissettin Mi..?
Hep O Kokuyu Birgün İçine Çekeceğini
Hayal Ettin Mi..?
Bütün İmkansızlıklar İçinde Umut Edebildin Mi..?
Sen Hiç Sevdin Mi Asla Senin Olmayacak Birini..?
Tüm Yüreğinle İstedinmi Asla Olmayacağını Bile Bile…!
——————————————————
Kısa Aşk Şiiri
sönen bir yıldızın gördüğü en son düşte
hergün kanayan bir kalp sakladım ona
avuçlarının arasından kayabilsin diye
oysa ben bunun yerine
herhangi bir sonbahar gününde
başımda hasırdan bir şapkanın vakitsizlik imgesiyle
zeytin bahçelerinde oturmak isterdim
sönen bir yıldızın gördüğü en son düşte
Ayrılık Şiiri
Hayat ne boşmuş meğerse sevgilim…
Her şey yalanmış, şimdi anladım…
Öpüşün..sarılışın..
Oysa ben o anda-o beni öptüğün anda-
İçinden bi şeylerin kopup, damarlarımda ilerleyip, kalbime ulaştığını hissederdim..
Senin kollarındayken; hayatın tüm acımasızlığına, tüm siyahlara perde çekerdim..
Hiçbir zaman bilemeyeceksin
Orda durup ‘artık gidiyorum’ dediğinde;
Gözlerimden akması gereken yaşların
Önce boğazımda düğümlenip, sonra kalbimi nasıl acıttığını…
‘gitme’ deseydim kalır mıydın?
Çok istedim demeyi, denedim de..
Ama sen çoktan vermiştin kararını…
Arkanı dönüp, beni bırakıp, bensiz mutluluklara adım attın…
Gözlerin ‘gitmek istemiyorum’ diyordu sanki…
–ya da ben mi öyle anlamak istiyordum?? Belki de..
‘her şey bitti’ deme bana n’olur…
geceleri karanlık kumsalda oturup;
gözlerinle binlerce kez ‘seni seviyorum’ demen…
sıcacık sevginin damla damla akıp beni ısıtması…
her görüşümde seni; midemde küçücük kelebeklerin uçuşması…
her elini tutuşumda titreyen parmakların…
her ayrılışta; bedenlerimiz adım adım birbirinden uzaklaşırken,
ruhlarımızın birbirine daha da sıkı sarılışı…
o kısacık ayrılıklarda-onlar da bir ömür gibi gelirdi bana ama..—
hep ‘gitmek zorunda olan’ ben olurdum;
‘gitme aşkım’ diyen sen..
demek sen ‘ gitmeliyim’ dediğinde; sonsuza kadar sensiz bir karanlığın başlangıcı olacakmış bu…
arkandan bakıyorum şimdi sen giderken;
gözlerimde acı dolu tek bir damla yaş…
‘şimdi’ diyorum, ‘şimdi arkasını dönüp bana koşacak ,biliyorum..’
yine kalbinden kalbime sıcacık damlalar akacak…
yollarda boş boş dolaşıyor şimdi ruhum
omuzlarında sensizliğin tonlarca ağırlıktaki yükü; içinde ’sen’ geçen sözler…
şimdi anladım sevgilim;
hasretten de ölünürmüş meğer…Alıntı
Yazar
anarchy_
içinde aşk varsa ölüm bile sıcak gelir bazen…
Ayrılık…Zor Ayrılık
bişeyler söyle diyosun
ne diyeyim..
bir dalganın en tepesinde taşınmış, taşınmış ve şimdi en sonunda bir kıyıya vurup, bırakılmış gibiyim. ne deniz kaldı ortalıkta, ne köpüklü su, ne parlak güneş.
kalbimi açıp gitti birisi. kaburgalarımı ayırdı, çıplak atışlarıyle kaldı kalbim ortalıkta. ve gitti o. kapatmadan göğsümü. kaburgalarım yavaşça kapanacak şimdi kalbimin üstüne, toprak, kar ve çamurla birlikte. bir çocuk azarlandığında omzunun düşüşü gibi.
vakitsiz ikindiler yaşıyorum bir günün ortasında, vakitsiz gün batımları. vakitsiz susuyor dünya, ve vakitsiz konuşuyor. en çok da uyku zamanlarında.
ne diyeyim..
yatakta yatmak yerine oturup kafanı duvara yasladığında anlıyorsun bunu karanlıkta. kafanı duvara yaslıyorsun omzunla birlikte ve uğunuyorsun acıdan. ya da onu da yapamıyorsun. o zaman anlıyorsun sözün tükendiği yeri, ya da yakarmanın ne anlama geldiğini.
şimdi orda değilim. söz var şimdi. söz olabildi nihayet. buna da şükür.
“geçecek, üzülme. sana ne kadar hiç geçmeyecek gibi gelse de göreceksin geçecek” dediğinde bir dostun, gerçekten geçmeyeceğine inanışını ama onu bunları söylediği için ne kadar da sevdiğini hatırlıyorsun. geçiyor gerçekten, hiç geçmeyecek gibi dursa ve geçtiği kadarının daha çoğu bazen yeniden başlasa da..
ne diyeyim..
asla sözcüğünü alfabetik sırasına aldırmadan dağarcığının en başına getirip koyuyorsun şimdi. ama anlayamadığın, engelleyemediğin, adını bilmediğin ikinci bir sen onu ordan alıyor sen görmeden. ve yerine anlamsız bir umut koyuyor. aptal olduğunu yeniden anlıyorsun. ama asla. aptal olsan da asla aptallık yapmayacaksın, biliyorsun.
ne diyeyim.
sakladığım tüm sevgimi senin için çıkarmıştım sakladığım yerlerden. ve ortaya dökmüştüm. oysa öyle yapmamalıydım. baştan beri biliyordum.
yaptıklarımı, yaşadıklarımı, hayatımı basitçe anlatmayı hep severdim.
derin sandığım duyguların sığlığını, düşündüm sandığım şeylerin mutlaka daha önce düşünülmüşlüğünü, kendimi farklı sandığım tüm diğer insanlarla ne kadar da benzediğimizi anlatırdım durmadan. ne kadar da zevkliydi bu. öyle bir haz verirdi ki sorma, sanki bir eskrim kılıcını dürtmüşüm gibi gövdeme. sanki tüm beceremediğim şeylerin acısını alıyormuşum gibi. sanki olamadığım şeyleri yüzüme çarpıyor ve oldum sandığım şeylerin aslında bir hiç olduğunu hatırlatıyor gibi.
şimdi basitçe anlatmak istemiyorum ama. oysa en basitçe anlatabileceğim şey bu. tek kelimeye bile sığacak kadar basit birşey.
ama istemiyorum.
halimi karmaşık benzetmelerin içine koyayım da kimse anlamasın istiyorum. ben de anlamayayım bu yaşadığımı. bu yaşadığım gerçek olmasın istiyorum.
mesela toprağından sökülüp kamyona yüklenmiş bir ağacın hala toprak bulaşığı köklerinden bahsedeyim. kim bilir hangi başka bir yere dikilecek, hangi başka bir toprağa kök salmaya çalışacak, kim bilir belki tutacak belki tutmayacak, belki yeşerip belki kuruyacak bir ağaçtan bahsedeyim. ve sen anla. o köklerde kalmış toprağın ne olduğunu.
ya da başka şeylerden bahsedeyim. kırık bir daldan, su alan küçük bir gemiden, bardakla o geminin suyunu boşaltmaya çalışan küçük bir çocuktan ya da aslında koskoca bir kuyudan.. içi karanlık, büyük ve derin..
bir sürü şey söyleyebilirim. birsürü fotoğraf gösterebilirim şimdiye dair. ama aslında hepsi tek kelime. işte kimse onu söylemesin istiyorum.
rüyamda gördüm seni. tam uyanmadan önce. tüm yaptıklarını tekrarladın o 8-10 saniye içinde sanki. hepsini. rüyada da yaşanabiliyormuş bunlar. rüyada da sevilip, rüyada da üzülebiliyormuş insan. nefes nefese uyandım. sanki o 8-10 saniye boyunca hiç nefes almamışım ama kalbim 8-10 dakika boyunca hızlanmış gibi. bağıracaktım nerdeyse, nefesim olsaydı belki.
heryerde aklıma geliyorsun. bir acı tat bu. bir burukluk. otobüste, yatakta, bilgisayar başında.. , nasıl anlatayım, hatırladığın, hatırlamaktan utandığın, tekrarını istediğin, ama anında karşı çıktığın bir şey bu. gözümü kapatınca karşıma gelen yüzün.. allahım..
tüm bunları yazmamam gerekiyor. seni kalbime gömmem, ve başına da bir mezar taşı kondurmam gerekiyor. ama yapamıyorum.
aslında yaparım. daha kaç gün oldu ki.
“zaman. sadece birazcık zaman.”
düşündükçe tüm beynime bulaşıyor gibisin. her hücreye giriyor, hepsine bir fotoğraf bırakıyor, hepsine bir şeyler söylüyor ve sonunda sırtımdan itiyor gibisin bir boşluğun içine beni.
belki ben çok büyütüyorum. belki aslında o kadar da çok sevmemiştim seni. kaldıramadığım sadece birden böyle yüzüstü kalakalmak belki de. neler düşünüp neler söylerken birden hepsini susmak zorunda kalmak..
“gidenlerin ardında bıraktıkları boşluk neden sanki her zaman varlıklarında doldurduklarından daha büyük oluyor?”
bilmiyorum.
nasıl bu noktaya geldik onu da bilemiyorum.
seni görmezden mi gelmeliyim, yoksa aklımda senden başka bir şey olamadığını kabul edip aklımdakileri yazmaya devam mı etmeliyim?
söyledikleri gibi aslında kimseye laf sokmaya hakkım yok. herkes kendi duyguları içinde kendi zorunluluklarını yaşıyor. ve yine söyledikleri gibi anlamak nefret etmeyi imkansız kılıyor.
yine de yazmak istiyorum. yazmak hasta mı eder beni yoksa artık kurtulur muyum senden bilmiyorum. ama bu işte..
eski hayatıma dönmeye çalışıyorum. ama sokağa çıktığımda kaybolmuş gibi oluyorum. otobüse bindiğimde boğazımda sürekli bir düğüm..
senden önce yaptığımı hatırladığım bir şey var, yazmak. ama o da senden başkasına çıkmıyor artık.
ben meyilliydim zaten. yani üzülmeye, büyütmeye, böyle şeylere.. şimdi yeni bir fırsat çıktı belki de.
şimdi bir yabancısın. bunu kabul etmek çok da zor olmamalı. ben bir yabancı değil miydim sanki sana bunca zaman boyunca?
ağır gelen çok şey var aslında. ama bunları söylemeye hakkım yok.
aldanmış olsam da. saflığıma yanmak zorunda olsam da. ve kabullenmek istemediğim bir sürü durumun içinde olsam da, artık yakınmaya hakkım yok.
seni merak etmemeliyim mesela. sen artık kendi yaşamın içinde, kendi mutluluklarını yaşıyorsun. bunu sana çok görmemeliyim. dediği gibi dostun ben artık kendi derdime yanmalıyım ve toparlanmalıyım.
işimi buldum, evimi tutuyorum. tam da beynimin ikiye yarıldığı, uykunun çatlayan başıma bir türlü girmediği, uyuşamadığım, unutamadığım, ağlamanın her türlüsüyle tanıştığım ve her şeyin bittiği o gecenin ardında oldu bunlar. sen çıktın. bir yanım yıkıldı, ama bir yanım yeniden kuruldu.
sanki böyle olması gerekiyordu. benim daha fazla salak rolünü üstlenmemem gerekiyordu. yeni sayfanın böyle açılması gerekiyordu. hayırlı olsun, sana da bana da yeni yaşamlarımız..
ve bu da sana yazacağım son şey olsun.
Güzel Aşk Şiiri
Asi bir yağmur yağıyor gözlerimden..
Melodisi yitik şarkılar çalıyor yüreğim..
Bilmiyorum ben bu aşkın neresindeyim,
Sussam feryat figan…
Susmasam fırtına duman…
yoksun ve özleniyorsun
yoksun…
yokluğunda yakıyorum geceleri,
bir dirhem umut besliyorum.
özlemden yana hasretinden…
bir masal yazıyorum.
Kahramanı sen,
dilencisi ben,,
bir hayal kuruyorum.
hayalim sen, düşlediğim sen.
Ve bir sen çiziyorum.
kalemim sen çizdiğim sen..
Peki ben neresindeyim….
Özlem Şiiri Sohbet
Özledim
Şimdi bana dokunuşların kaldı.
Gittin, ama hala teninde ellerim.
Küçük bir çocuk gibi dizlerinde,
defalarca öpülmeyi özledim..
Aklın bende kalmasın….
Merak etme iyiyim demek geliyor içimden.
Ama değilim işte
Ben hiç sensiz kalmamıştım.
Seninle olmadığımız bu şehirde bile,
Hep senin ellerindi,
Ellerimi ısıtan.
Her akşam,
Gecenin kollarında ölen güneşe inat
Sen doğmuştun,
Gözlerime gülümseyerek.
Şimdi Yoksun..
Sustu içimdeki çocuk,
Bir daha da gülmez artık….
Sen varken,
Aynalar,küfreder gibi bakmıyordu bana
Ve sen her aklıma geldiğinde,
Çığlık çığlığa uçuyordu bütün kuşlar…
Şimdi yoksun işte..
Terkedilmiş,bir istasyon hüznü taşıyor yüreğim…
Sessiz,sensiz,kimsesiz….
Keşke,
Seni tanımadan öncesine kurabilseydim, bütün Saatlerimi.
Keşke,takvimden bir bir düşen senli günleri,
Aklımdan da düşürebilseydim..
Böyle olur olmaz her şarkıda,kırılmazdı yüreğim…
Belki son kez,
Dudaklarına eski bir tebessüm bulaşır diye..
Sana bu satırlardan son defa
Gözlerim ıslak bir halde gülümsüyorum…
Artık SMS kutuların adımla kirlenmeyecek..
Aklından geçse de “ben miyim” diye
Her telefonda yüreğin titremeyecek..
….
Kendine İyi Bak!
KalpSiz Adam
Bir sen vardın,
yanında çocuklar gibi mutlu oldugum.
Bir sen vardın,
hep huzur buldugum.
Bir sen vardın gözlerinde kayboldugum.
Bir sen vardın aşkı yaşadıgım.
Bir sen vardın,
ugruna dünyaya kafa tuttugum.
Bir sen vardın,
damarlarımda akan.
Bir sen vardın,
omzuma başını koyup beni ağlatan.
Bir sen vardın beni gülüşün ile kandıran.
Bir sen vardın,
başımı okşayıp beni sırtımdan vuran.
Bir sen vardın,
seviyorum deyip kalbimi söküp alan.
Birtek senin için atan şu kalbimi al,
al ve git.
Seni sevmek uğruna geriye kalan,
sadece, bir kalpsiz adam…
Sen Gittin Ben Bittim..
sen `sen` olma cesareti göstermedin ki..
başkası oldun !
başka kimliklere büründün tanıyamayım diye seni..
kaçtın !
kaçtıkça aramızdaki bağlar kopar sandın..
oysa;
oysa ben her kaçışında daha da bağlanırdım sana !
kaçışına saniyeler kala yarım bırakırdın cümleleri..
ve;
ve ben yarım bıraktığın her cümleyi “ßiz” ile tamamlardım..
…ßiz…
oysa sen hep “sen” ya da “ben” derdin !..
biz`i yakıştırmazdın cümlelere..
haklısın yakışmıyorduk !
farklı renklerdik..
uymuyorduk !
ritimimiz bile farklıydı..
sen /kavuşamadan/ ayrılığı ritimliyordun !!
ben ise /sende bulamadığım/ aşk`ı !!!..
yasaktın biliyordum / biliyorum da..
farkındaydım hep yasak olduğunun / olacağının !!..
ama;
yasakta olsan yanında olmak / varlığını hissetmek ,,
konuşmak , dokunmak , gözlerine bakmak ,,
ve;
ve senin yanında “senli” hayaller kurmak `
/her ne kadar gerçekleşmeyeceğini bilsem de..
İşte , işte bunları hiçbir şeye değişmezdim !
ama;
ama sen yanımda olmamaya / varlığını hissettirmemeye başladın..
u-zak-laş-tın !..
konuş/a/madım , dokun/a/madım , gözlerine bak/a/madım ! !
canım`ı öyle yaktı`nki..
“senli” hayaller kur/a/madım..!
biliyor/d/um..
sen;
sen asla benim sevme cesareti göster/e/meyecektin !
/her ne kadar/
ben seni sevme cesareti göstersem de…
