Kategori ‘Sağlık’ Arşivi

Genç erkekleri tehtit eden hastalık,kalp aniden duruyor

Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Özel Sivas Anadolu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İzzet Tandoğan, kalp durması sonucu ani gece ölümleri olarak bilinen ”Brugada Sendromu”nun, özellikle genç erkeklerde görüldüğünü bildirdi.

Aynı zamanda Türk Kardiyoloji Derneği Aritmi Çalışma Grubu Başkanı olan Prof. Dr. Tandoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gençlerde geceleri ani ölüme yol açan Brugada Sendromunun, tüm dünyada ve Türkiye’de son yıllarda yeni tanınmaya başlayan bir hastalık olduğunu ifade etti.

Tandoğan, Asya’da yıllardır bilinen hastalığı ilk olarak resmen tıp literatürüne 1992 yılında Pedro ve Josep Brugada kardeşlerin soktuğunu, hastalığın daha sonra bu isimle anılmaya başladığını belirtti. Bilinen bir kalp hastalığı olsun veya olmasın akut şikayetlerin başlamasını takiben maksimum bir saat içerisinde ortaya çıkan ölümü, ani kalp ölümü olarak tanımladıklarını kaydeden Tandoğan, tüm doğal ölümlerin yüzde 12’sinin ani kalp ölümü şeklinde ortaya çıktığını, ani kalp ölümlerinin gençlerde görülen şeklinde ise Brugada Sendromunun önemli bir yer tuttuğunu söyledi.

Brugada Sendromunun, genç erkeklerde, özellikle de geceleri ortaya çıkan ani ölümlerin en sık nedenlerinden birisi olduğunu belirten Tandoğan, bu sendromda, kalpte iyonların, özellikle de kalsiyum iyonlarının taşınmasında bir bozukluk oluştuğunu ifade ederek, ”Bozukluğun nedeni, genetiksel, anormallikler ve genlerimizdeki bozukluklar. Bu sorunlar kalpteki iyonları taşıyan kanallarda birtakım geçiş problemlerine yol açıyor ve sendrom ortaya çıkıyor” dedi.

Sağlıklı, hiçbir şikayeti olmayan, hatta ağır spor yapan, ağır işlerde çalışan insanların da bu sendromu yaşadığına işaret eden Tandoğan, ”Geceleri beklenmedik bir şekilde aniden kalbi duruyor ve bu şahıs ölüyor. Olay ani olarak gerçekleştiği için biz çoğu zaman şahsın niye öldüğünü bilmiyoruz” ifadesini kullandı.

Halk arasında gençlerde ani ölümler sonrası ”Yeni evlendi, bir hafta sonra öldü”, ”Çocuk top oynarken öldü”, ”Sabah yatağında ölüsü bulundu” gibi tabirler olduğunu anlatan Tandoğan, bu ölümlerin önemli bir kısmını Brugada Sendromunun teşkil ettiğini söyledi.

Hastalığın sıklığının değişken olduğunu anlatan Tandoğan, ”Sıklığını belirtmek de oldukça zor. Çünkü bu insanların bir çoğu istatistiksel değerlendirmeye tabi tutulamadan ölüp gidiyorlar. Ama Asya ülkelerinde rakamlar çok daha yüksek” dedi.

-ASYA ÜLKELERİNDEKİ BATIL İNANIŞLAR-

Asya ülkelerinde erkek çocuklarını hastalıktan korumak için bazı batıl inanışların da ortaya çıktığını anlatan Tandoğan, ”Geceleri ve genellikle genç erkek çocuklarını tuttuğu için halk kendince kırsal kesimde birtakım çözümler üretmiş. İşte erkek çocuklar geceleri yatırılırken, yatağa kız pijamasıyla yatırılmış, sırf şeytan geldiğinde tanımasın, erkek olduğunu anlamasın ve canını almasın diye. Yine Asya ülkelerinde gençler arasında halen yaygın bir davranış şekli vardır. Erkekler tırnaklarını uzatırlar, şeytan geldiğinde bizi kız zannetsin ve canımızı almasın diye. Yani hastalık bu kadar çok yaygın” ifadelerini kullandı.

-”TANISINI KOYMAKTA GÜÇLÜK ÇEKİYORUZ”-

Tandoğan, hastalığın tanısı ve tedavisi ile ilgili olarak ise ”Hastalığın tanısı koymakta güçlük çekiyoruz. Mekanizmasını tam olarak ortaya çıkartabilmiş değiliz, o yüzden de tedavisine yönelik olarak elimizde çok net teknikler maalesef yok” dedi.

Ölüm olayını veya kalbin durmasını büyük bir ölçüde engelleyemediklerini anlatan Tandoğan, fakat duran kalbi elektriksel şok veren defibrilatörlerle tekrar çalıştırabildiklerini belirterek, ”Bu tür hastalarda, ölüm riski yüksek olan Brugada Sendromlu hastalarda, bugün için ulaşabildiğimiz en modern tedavi, kalp içerisine defibrilatör yerleştirmek ve bu defibrilatörler vasıtasıyla kalp durduğu anda kalp içerisine elektriksel şok vererek kalbi tekrar çalıştırabilmek” diye konuştu.

-GECE UYKUDA YAKALIYOR-

Erkeklerde, kadınlara oranla bu sendromun 8-9 kat daha fazla görüldüğünü ifade eden Tandoğan, şunları anlattı:

Devamını Oku »

45 dakika’da meme büyütme operasyonu

Tıptaki gelişmeler ile estetik ameliyatlar öylesine gelişip hızlandı ki öğle tatilleri bile yeterli oluyor…

Her gün yeni bir teknik ve uygulamanın hayata geçirildiği estetik cerrahide sınırlar, bir insanı adeta baştan aşağı yenilemek için her gün biraz daha zorlanıyor. Artık “burnum çirkin, göğsüm küçük, basenlerim geniş, kulağım kepçe” diye üzülmeye gerek olmadığını söyleyen Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, estetik cerrahinin imkânlarının her geçen gün daha da genişlediğini vurguladı. Prof. Kışlaoğlu, günümüzde artık ameliyatsız, narkozsuz meme büyütme ve kalça büyütme, çarpık bacak düzeltmenin mümkün olduğunu söyledi.

İstediğiniz göğüs bedenine neştersiz kavuşun
Küçük göğüslü kadınların artık bunu sorun etmesine gerek kalmadığını belirten TÜBİTAK ödüllü Prof. Kışlaoğlu, dolgu yöntemiyle neştersiz bir şekilde istedikleri bedene kavuşabileceklerini belirtti. İsviçre’de geliştirilen ve iki yıldır denenmekte olan özel bir dolgu maddesiyle lokal anestezi altında 45 dakika süren işlemle bayanlar istedikleri göğüs bedenine kavuşabiliyor. Prof. Dr. Kışlaoğlu, bu yeni yöntemin ayrıca kalça ve bacaklara da uygulanabildiğine de dikkat çekti.

Yöntemle ilgili bilgi veren Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, işlemin son derece basit olduğunu ve sadece uygulama yapılacak bölgenin lokal anestezi ile uyuşturulduğunu anlattı. Uyuşturulan bölgeye bir iğne vasıtasıyla özel bir dolgu maddesinin doku altına enjekte edildiğini kaydeden Prof. Dr. Kışlaoğlu, uygulama yapılan bölgenin (meme, kalça) anında büyüdüğünü, bacakların ince kısımlarına yapılan uygulamada da bacakların anında güzel bir şekle kavuştuğunu belirtti. Özel dolgu maddesiyle yapılan büyütme işleminin erkeklere de, güçlü göğüs kası görüntüsü kazandırmak için uygulanabildiğinin altını çizdi.

Öğle tatilinde bile yaptırabilirsiniz
Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, dolgu maddesiyle neştersiz göğüs büyütme operasyonunun, öğlen tatilinde bile uygulanabilecek bir işlem olduğunu söyledi. Prof. Dr. Kışlaoğlu, işlemin ardından, uygulama yapılan kişinin hemen sosyal hayatına dönebildiğini hatırlattı. Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu, dolgu maddesinin kalıcılık süresinin 1-1,5 yıl olduğunu belirtirken, bu süre sonunda işlemin tekrarlanabileceğini vurguladı. İşlemin tek seans olduğunu kaydeden Dr. Erol Kışlaoğlu, işlem sonrasında uygulama bölgesinde, hafif kızarıklar olabileceğini de sözlerine ekledi.

Kilo vermek istiyor musunuz?

Melbourne Üniversitesi’nden Katrina Purcell, iki rejim arasında mukayeseli bir deney yürüttüğünü belirterek, birinde 100 kiloluk bir kişinin haftada 1,5 kilo verme hedefiyle 12 haftalık hızlı diyet programını, diğerinde de yine 100 kiloluk bir kişinin haftada yarım kilo verme hedefiyle 36 haftalık yavaş diyet programını kıyasladığını anlattı. ‘Şaşırtıcı bir şekilde ve düşünülenin aksine, bu araştırma hedef kiloya ulaşmak için hızlı rejimin yavaş rejimden daha etkili olduğunu gösteriyor’ diyen Purcell, araştırma sonuçlarının, yavaş rejim uygulayanların yüzde 48′inin vücut ağırlıklarının yüzde 15′inden kurtulma hedeflerine ulaşabilirken, hızlı rejim uygulayanların yüzde 78′inin bu hedefe ulaştıklarını ortaya koyduğunu söyledi.

Avustralyalı araştırmacı, bunun sebeplerinden birinin psikolojik olduğunu ve motivasyonu etkilediğini belirterek, haftada 1,5 kilo verildiğinde rejimi sürdürme isteği olduğunu, ancak yarım kilo verildiğinde bu motivasyonun ortadan kalktığını kaydetti.

Cilt kanserine aşı tedavisi

Cilt kanseri hastaları için umut olabilecek ‘aşı tedavisi araştırmasına’ dünya genelinde birçok ülkeden toplam 375 hasta katıldı.

Ameliyata uygun olmayan cilt kanseri hastaları için başlatılan uluslararası katılımlı klinik araştırmaya Türkiye’de sadece 1 hasta katıldı.

Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Cebeci Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Demirkazık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, cilt kanserlerinin ”malin melanom” ve ”melanom dışı cilt kanserleri” olmak üzerek iki grupta incelendiğini söyledi. Demirkazık, yaygın metastaz yapabilen, ciltteki benlerden kaynaklanan malin melanomun çok tehlikeli olduğunu belirtti.

Melanom veya melanom dışı cilt kanserlerinin erken evrelerinde tedavinin cerrahi olduğunu ifade eden Demirkazık, kemoterapi ve benzeri ilaç tedavilerinin ise hastalığın yaygın olması veya nüks etmesi durumlarında söz konusu olduğunu anlattı.

Demirkazık, yurt dışında bu yöntemlerin dışında ”aşı” tedavisinin en az 20 yıldır yapıldığını belirti. Tedavinin ”hazır aşı” veya ”kişiye özgü geliştirilen aşı” şeklinde 2 türlü uygulanabildiğini dile getiren Demirkazık, ”Aşı tedavisi, araştırma amacıyla yapılan bilimsel çalışmalardır ve nüks olmuş melanom başta olmak üzere bazı kanser türlerinde Türkiye’de de seyrek olarak uygulanabilmektedir” dedi.

Demirkazık, hazır aşıların ticari amaçlı üretilmediği için piyasada bulunmadığını, ancak bilimsel araştırma amaçlı olarak hastanelerde hastalarda kullanıldığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

”Kişiye özgü üretilen aşılar, hastanın kendisinden üretiliyor. Bu aşı için, öncelikle tümörün metastaz yaptığı bölgeden biyopsi alınıyor ve hastadan afrez cihazı ile alınan kan örneği birlikte laboratuvara gönderiliyor. Kanın içerisindeki bağışıklık hücreleri ile tümör hücresi, özel bir ortamda bir araya getirilerek, bağışıklık hücrelerinin tümörü tanıması sağlanıyor. Ardından tümörü tanımış bağışıklık hücreleri, tümörden arındırılarak hastaya geri veriliyor.”

Uygulama ile bağışıklık hücrelerinin, tümörü düşman olarak algılayıp, vücudu tümörden temizlemesinin amaçlandığını belirten Demirkazık, ”Dünyada yapılan denemelerde, aşı uygulamasının hastanın vücudundaki tümörleri yüzde 20-25 oranında gerilettiği hatta bazılarında tamamen kaybettiği belirlendi” dedi.

”UMUT İÇİNDE BEKLEYEN HASTALAR İÇİN BİR KAYIPTIR”
Demirkazık, şu anda Türkiye’de kişiye özgü aşı geliştirmeye yönelik klinik bir araştırma olmadığını, ancak cilt kanseri tedavisinde hazır aşı uygulamasının 2009 yılının Ağustos ayı içinde başlatıldığını anımsattı. Demirkazık, araştırmanın ciltte nüks olmuş melanomlu hastalarda, kemoterapi tedavisi ile hazır aşı uygulamasını karşılaştıran bir klinik araştırma olduğunu bildirdi.

Projede, ABD ve çok sayıda Avrupa ülkesinin yer aldığını anlatan Demirkazık, klinik araştırmaların Türkiye’de de İzmir, İstanbul, Ankara ve Antalya’da 4 merkezde yapıldığını söyledi. Demirkazık, uygulamaya ilişkin şu bilgileri verdi:

”Hastalara uygulanacak standart tedavi kemoterapidir. Bu araştırmada da kemoterapiyle aşı tedavisi karşılaştırılacaktı. Araştırma kapsamında, hastalardan birine standart tedavi olan kemoterapi, iki hastaya ise sadece aşı uygulanacaktı. Hastalar, bu iki tedaviden sadece birini alabilecekti.

Hastanın hangi tedaviyi alacağı önceden bilinmeyecekti. Bu, internet aracılığıyla hasta kayıtlarının ve bilgilerinin yapıldığı uluslararası telefon bağlantısıyla hiç kimsenin müdahalede bulunamadığı sistem sayesinde otomatik belirlenecekti. Kişileri, yurt dışındaki çalışma merkezi ayarlayacak ve bize hangi tedavinin kime uygulanacağı bildirilecekti.”

Klinik çalışmaların Türkiye’de çok iyi anlaşılmadığı için çok az kişinin araştırmalarda yer aldığını belirten Demirkazık, ”Bilgilendirme ve bunun şu an beklemek dışında hiçbir müdahale yapılamayan hastalarımız için umut olduğunu belirtmemize ve yazılı-görsel basında duyurduğumuz halde üç merkez hiç hasta alamadı. Sadece biz 1 hasta alabildik. Eğer hasta başvuruları olsaydı, her merkez 4-5 hasta alabilirdi. Yani toplam 18 hasta alınmış olsa bunların 12 tanesi aşı, altı tanesi ise standart kemoterapi tedavisi alacaktı. Böyle olunca da Türkiye araştırmanın içinde sonuncu sırada yer aldı. Bu, hem bilim için hem Türkiye için hem de umut içinde bekleyen hastalar için bir kayıptır” dedi.

Devamını Oku »

Fantazi Kurmak Sapıklık mı ?

Fantezi kurmak sapıklık mı?

Fantezi kelimesi, çiftler arasında bile kullanılması zor olan kelimelerdendir. Çoğu çift fantezileri hakkında konuşmak yerine mutsuz bir cinsel hayat yaşamaya mahkum olmayı tercih eder. Oysa uzmanların büyük çoğunluğu, fantezilerin, ilişkinin heyecanını arttıran en önemli etken olduğu konusunda hemfikir.

Nedir fantezi?
Fantezi, sözlüklerde genelde şöyle tarif edilir: Herhangi bir isteğin ya da Devamını Oku »

Kola’nın bir zararı daha!

Yaz ayların serinlemek için bol miktarda gazlı içecek tüketenler bu haberi okumadan geçmeyin!..

Harvard Üniversitesi’nde fareler üzerinde yapılan araştırmaya göre; gazlı içeceklerin içinde bulunan fosfat maddesi, cilt ve kaslarda bozulmaya yol açıyor. Et, ekmek ve pasta gibi gıdalarda da kullanılan fosfat, kalp ve böbreklere de zarar veriyor.

Geçtiğimiz yıl ABD’de yapılan bir araştırmada, haftada 3 bardak gazlı içecek tüketmenin pankreas kanserine yakalanma riskini iki kat artırdığı saptanmış.

Çoçugunuz Cinselligi Sizden Ögrensin Sohbet

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Adana Şube Başkanı Dr. Taner Canatar, cinselliğin toplumda ayıp, yasak ve günah olarak algılandığını, bu yüzden anne- babaların da çocuklarıyla cinsellik hakkında konuşmaya çekindiklerini belirterek, “Çocukların sorularına onların anlayabileceği şekilde, tatmin edici yanıtlar verilmelidir” dedi.

Çocuk sahibi olan çiftleri cinsel hayatlarında yeni düzenlemeler yapmaları gerektiğini söyleyen Dr. Taner Canatar, çocuklarına cinsellikle ilgili bilgi vermekten çekinen anne babalarının zaman zaman zor anlar yaşadığını söyledi. Çocukların cinsellikle ilgili sorularını duymazdan gelmek ya da kızmak yerine çocuğun yaşına uygun bir şekilde açıklama yapmak gerektiğini anlatan Canatar, şöyle konuştu:
“Çiftler çocuk sahibi olduktan sonra cinsel ilişki sırasında çocuğa yakalanma korkusu nedeniyle cinsel hayatını eskisi gibi özgürce yaşayamaz. Bu durum zaman zaman sorun yaşatabilir. Cinsel kimliğin temellerinin atıldığı dönem 3-5 yaş arasıdır. Bu dönemde çocukta cinselliğe karşı bir merak başlar ve anne-babasına cinsel organıyla ya da çocuğun nasıl dünyaya geldiği ile ilgili sorular sorar. Çocuğun bu meraklı soruları karşısında anne-babalar ne cevap vereceklerini bilemezler. Ya çocuğa kızarlar ya duymazdan gelirler ya da ’seni leylekler getirdi’, ’cami avlusunda bulduk’ gibi gerçek olmayan hikayeler uydururlar. Oysa ki çocuklara yaşlarına uygun olarak anlayabilecekleri şekilde gerçekleri anlatmak gereklidir. Böylece çocuk cinselliği normal ve doğal bir olay olarak algılayacak ve ileride cinsel sorun yaşama ihtimali azalacaktır.”

‘CİNSELLİĞİ KONUŞMAK SEKS KONUŞMAK DEĞİLDİR’
Çocuğun yaşına ve düzeyine göre cinsellikle ilgili temel bilgilerin verilebileceğini söyleyen CİSED Adana Şube Başkan Yardımcısı Uzman Psikolog Danışman Melis Berk ise “Anne- babalar çocuklarının cinsellikle ilgili sorularına, seksi nasıl anlatacaklarını bilemediklerinden ve utandıklarından yanıt veremiyor. Oysa ki cinselliği konuşmak seks konuşmak demek değildir. Çocukların sorularına onların anlayabileceği şekilde, tatmin edici yanıtlar verilmelidir. ‘Anne- baba birbirini sevdiği için birlikte yatar ve daha sonra çocuk olur’, ‘Birbirini seven iki insan sevgilerini sarılarak ve öpüşerek gösterir’ gibi cümlelerle cinselliği, sevgiyi ifade etmenin bir şekli olarak anlatmak, çocuğun cinselliğe karşı sağlıklı bir yaklaşım geliştirmesine ve ileride sağlıklı bir ergen olmasına yardımcı olur” diye konuştu.

Cinsel Pozisyonlar,Sex Pozisyonları

1. Erkek üstte cinsel ilişki pozisyonu

cinsel pozisyon erkek ustte Gerdek Gecesi

Neredeyse tüm çiftler bu çok bilindik pozisyonda sevişmeye başlar; erkek üstte, kadın altta, yüz yüze. Son zamanlarda basında bu pozisyon, menfi tenkidlere maruz kalmaktadır. B pozisyonun belki modası geçtiği için belki de ataerkil olduğun için.

Aslında bu pozisyon, eleştirildiği kadar da kötü bir pozisyon değildir. Güç almak, partnerinizle yakın temasta olmak ve gebe kalmak isteyen kadınlar için, bu pozisyon son derece uygundur. Kadın 2 bacağını yana doğru açabilir ya da bacaklarını göğsüne doğru çekebilir. Bu her 2 pozisyonda erkek kızın en hassas dış genital organına el ile manipülasyon için ulaşamaz, fakat ilk pozisyonda göğüslerine erişebilir.

Bu pozisyonun Birbirinden Farklı Bir kaç Değişik Şekli Vardır:

İlki; kadın iskemlede ya da engin bir yatağın ucunda oturur, erkek dizlerinin üzerine çökerek penisini vajinaya girdirebilir. Cinsellik terapistleri bu sözünü ettiğimiz pozisyonun klasik pozisyondan daha da çok zevk verici olduğunu söyleseler de, pek çok çift bu pozisyonun yakın temas yönünden eksik kaldığını söylemektedir.

İkincisi ise kadın arkasını dönüp karnının üstüne yatar ve erkek arkadan vajinaya penisi ile girip çıkar. Bu pozisyon pek çok kadın için , G-noktasını uyarır fakat penisin rahim boynuna çarpması da kadının canını yakabilir. Yüz yüze olamama olumsuz yanı olsa da pek çok karı kocanın favori pozisyonu bu pozisyondur.

2. Kadının üstte olduğu seks pozisyonu

seks pozisyonlari kadin arkasi donuk yatarken Gerdek Gecesi

Bu pozisyon uzmanlarca çok tavsiye edilir, zira cinselliğin hızı kadının kontrolü altındadır. Bu pozisyonda bir kaç farklılıklar söz konusudur. Kadın her 2 diziyle erkeğin kalçasını sarar Devamını Oku »

Erkeklerde Sertleşme Sorunu Sohbet

Erkelerde cinsel problem denildiği zaman akla ilk gelen gelen iktidarsızlık ya da diğer bir adıyla sertleşme problemidir.
Erkeklerde sertleşme sorunu, bireyin cinsel açıdan istekli olduğu halde, penisinin cinsel ilişkiye girecek yeterli sertliğe ulaşamama durumudur.

Bu sorunun temeli genellikle psikolojiktir ve yeterli cinsel ilişki performansı için gerekli penis sertleşmesi sağlanamaz.

Özellikle gençler ilk deneyimleri sırasında bulunduğu ortamın şartları nedeniyle cinsel organında, sertleşmemeyi sağlayamamışsa bu sorunun ömür boyu devam
edeceğini ve kendisinin cinsel ilişki açıdan sorunlu olduğunu düşünerek bu olayın ruh halini bozmasına sebep olmakta Gençlerde yaşanan bu ilk deneyim şoku toplum yapımızı
düşündüğümüzde ömür boyu sürecek bir sorun olarak tezahur edebiliyor. Cinsel problemlerini uzmanlara danışarak tabu yapmaktan çıkaran hastalar kısa sürede tedavi olabiliyorlar.

Sertleşme sorunu her ne kadar psikolojik temeli olsa da yüksek tansiyon, şeker hastalığı, prostat kanseri, yüksek kolesterol, damar sertliği, sigara kullanımı, omurilik hasarı, hormonal bozukluklar, aşırı alkol veya uyuşturucu kullanımı erkeklerin sertleşme problemi yaşamasına neden olabilir. Erkekler için cinsel ilişki performansını etkileyen önemli düşüncelerden biri de penis boyutudur.

Penisinin cinsel ilişki performansı için yeterli olmadığı düşünen kişiler doktor onayından geçmiş bitkisel temelli penis büyütücü haplarla bu durumdan kurtulabilir. Yurtdışında uzun bir süredir kullanılan penis büyütücü haplar, erkeğin cinsel organına pompalanan kan miktarını arttırarak penis büyütmeyi amaçlamaktadır. Bitkisel esaslı ürünleri kullanan kişiler, yaşadıkları cinsel ilişkilerden daha fazla haz almakta ve kendilerini sürekli dinç hissetmektedirler.

Prostat Kanseri Sohbet Odaları

Prostat kanseri, erkeklerde en sık tanı konan ve akciğer kanserinden sonra kanser ölümlerinden en çok sorumlu tutulan kanser türü.

Türkiye’de, düzenli kanser istatistikleri yapılamadığından, yapılan çalışmaları az sayıda ve lokal olarak karşımıza çıkıyor.

Türkiye’de ilk kez yapılan ve 12 şehri kapsayan “Prostat Kanseri İnsidans Çalışması”nın ön raporunda, prostat kanserinde belirgin bir artış olduğu, prostat kanserinin erkeklerde akciğer kanserinden sonra ikinci sıraya yerleştiği ve mesane kanserinin üstüne çıktığı görülüyor.

Prostat kanserinin sıklığı ve ölüm oranları ülkeden ülkeye değişkenlik gösteriyor. Bu oranlar, Batı ülkelerinde gelişmekte olan ülkelere göre genellikle daha yüksektir.

Türkiye’de önceki yıllarda Asya ülkelerine benzer oranlarda prostat kanseri vakaları görülürken, şimdi Akdeniz ülkelerine yakın oranda görülüyor. Bunun değişik faktörleri olmakla birlikte beslenme alışkanlığı önemli bir faktör gibi durmakta.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Önder Yaman konuya ilişkin olarak, erken teşhis yöntemleri yaygın değilken, bir çok hastaya hastalığın ileri evresinde tanı konabildiğini, bu nedenle hastaların teşhisten bir kaç sene sonra yaşamlarını yitirdiklerini belirtti.

Ancak bugün pek çok hastaya erken teşhis yöntemleriyle kolayca tanı konulduğuna işaret eden Yaman, erkeklerin 40 yaş üzerinde şikayeti olsun veya olmasın yılda bir defa üroloğa başvurmalarını önerdi.

Erkeklerin prostat büyümesini idrar yapma şikayetiyle değerlendirdiklerine dikkati çeken Yaman, gerek iyi huylu gerekse kötü huylu büyümede şikayet olmadan da bir takım tıbbi bulguların olabileceğine işaret etti.

Ürologa başvuru sonrasında hastaların en çok çekindiği konular prostatın parmakla muayenesi ve prostat ameliyatı. Bugün, muayeneden önce kan tetkiki (TPSA) yapılıyor ve ondan sonra duruma göre muayeneye geçiliyor.

Prostat, hemen rektumun önünde yer aldığı için ancak parmakla rektal muayenede hissedebilir. Bu muayene ile prostatın genel büyüklüğü, herhangi bir bölgesinde düzensizlik ve/veya sertlik olup olmadığı hakkında bilgi sahibi olunur.

Diğer yandan Prostate-Specific Antigen (PSA) testi prostatik hastalıkların erken tanısına olanak tanımakta. Bu bulgular sonucunda eğer prostat kanseri şüphesi hala varsa, prostat dokusuna ultrasonografi eşliğinde biyopsi yapılır.

Hastalığın belirtileri

Dr. Yaman, birçok hastada prostat kanseri hastalığın ilerleyen dönemlerinde fark edildiğini belirtiyor. Çünkü erken dönemde prostat kanseri hiçbir belirti vermeyebiliyor. Erken dönemde prostat kanseri tanısı rutin kontroller sırasında yapılan tetkiklerle konulabiliyor.

Hastalığın belirtileri, idrar kuvvetinin azalması, idrara başlamakta güçlük, kesik idrar yapma, idrarın sonunda damlama, idrarı tam boşaltamama hissi ve idrarda kan olarak sıralanıyor.

Amerikan Üroloji Derneği bünyesindeki Amerikan Kanser Topluluğu, ailesinde prostat kanseri öyküsü olan erkeklere 40 yaşından, diğer erkeklere de 45 yaşından itibaren yılda bir defa parmakla rektal muayene ve serum PSA düzeyinin kontrolünü öneriyor.

İyi huylu prostat irileşmesi ve tedavisi hakkında da bilgi veren Yaman, yaşlanan nüfusun en önemli hastalıklarından birinin prostat büyümesi olacağını kaydediyor.

Hastalığın belirtileri…

Hastalığın belirtileri, idrar kuvvetinin azalması, idrara başlamakta güçlük, kesik kesik tazyiksiz idrar yapma, idrarın sonunda fazla damlama, idrarı tam boşaltamama hissi, sık sık gündüz ve gece idrar yapma, idrar yaparken yanma ve acil idrar yapma hissi ve bazen idrar kaçırma olarak sıralanıyor.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 50-60 yaş aralığında yüzde 40′larda olan iyi huylu prostat irileşmesi 60′lı yaşlarla beraber yüzde 70′lerin üzerine çıkıyor. 50′li yaşlarda yüzde 10 oranında görülen prostat kanseri ise 60′lı yaşlarla beraber artıyor ve yüzde 40′lara kadar çıkıyor.

İyi huylu prostat irileşmesi progresif yani ilerleyici bir durum. Yapılan çalışmalar, iyi huylu prostat irileşmesi olan hastaların eğer tedavi almazlarsa, şikayetlerinde 5 yılda yüzde 17 oranında kötüleşme olacağını gösteriyor.

Erkeklerin prostat muayenesinden sonra en çok çekindikleri ikinci konu olan prostat ameliyatlarından önce, çoğunlukla ilaç tedavisi kullanılmakta. İlaç tedavisine cevap vermeyen bir takım özel durumlarda ise prostat ameliyatı planlanmakta.

İyi huylu prostat irileşmesinin ilaçla tedavisinde bugün tüm dünyada yaygın olarak kullanılan 2 ilaç grubu var. Birinci grup özellikle prostat içerisindeki düz kas yapılarını gevşeten ve dolayısıyla idrar yapılmasını kolaylaştırabilen “alfa-blokör” diye adlandırılan grup, ikinci grup ise büyümüş prostatta bir miktar küçülmeye neden olarak şikayetleri azaltan “5-alfa redüktaz inhibitörleri” olarak adlandırılan grup.

Bu ikinci grup ilaçla büyümüş prostatta yüzde 30′a varan bir küçülme elde edilebilinmekte. Dolayısıyla bugün için her prostat hastasına doğrudan ameliyathane yolu gözükmemekte. Kaldı ki artık prostat ameliyatları da iyi merkezlerde sorunsuza yakın oranlarda uygulanabilinmekte.

Basın çalıştayı

Prostat, buna bağlı hastalıklar ve prostat kanseri ile ilgili farkındalık yaratmak amacıyla, çeşitli dernek ve kuruluşlar aracılığıyla düzenli olarak çeşitli basın toplantıları düzenleniyor.

Bu toplantılarda özellikle erkeklere prostat hastalıklarının tedavisinin mümkün olduğu, erken teşhisin tedavi şansını büyük oranda artırdığı mesajları veriliyor. Ayrıca insanları bilinçlendirmek amacıyla 15 Eylül “Dünya Prostat Günü” ilan edilmiştir.

Avrupa Üroloji Cemiyeti’nin İspanya’nın Barcelona kentinde yapılan yıllık kongresi çerçevesinde düzenlenen basın çalıştayına katılan Avrupa Erkek Sağlığı Birliği Başkanı Prof. Ian Banks, bu bağlamda hastalığın başka bir boyutuna işaret ediyor.

Bu hastalığın erkeğin olduğu kadar eşinin hayatını da etkilediğini belirten Banks, erkeklerin genelde hastalığın belirtilerini yaşlılıkla bağdaştırdıkları ve doktora gitmekte kadınlara oranla daha isteksiz olduklarından, teşhis için gecikildiğini belirtiyor.

51-60 yaş grubundaki erkeklerin yüzde 50’sinin iyi huylu prostat iyileşmesinden etkilendiğini belirten Banks, yaş ortalamasının 81-90 olmasıyla bu oranın yüzde 90′a ulaştığını kaydediyor.

Viyana Tuna Hastanesi Üroloji ve Androloji Bölümünden Prof. Stephan Madersbacher ise hastalığın tedavi yöntemlerinden Combat çalışmalarına değinirken, kombinasyon tedavisinin (5 ARI alpha bloker tedavisi) olumlu etkilerinin hastalık için umut verici olduğunu belirtiyor

SponSor