Sohbet Odalarına GiriŞ









İstek Hattı


Sohbetizm.Net Sohbet Odalarına Hoş geldiniz. Sohbetizm‘de Koltugunuza oturup sadece sunucuya giriş yaparak bir cok yeni arkadas edinebilirsiniz.
Biz Site olarak Karabalık bir sunucu degil Kaliteli bir sunucu olusturmaktır. Bunun içinde Biz butun yönetici arkadaslarımızla beraber bır gayret çaba içinde bulunmaktayız.
Google aramalarında ki Kelimelerimiz : istanbul sohbet odaları chat odaları ankara sohbet izmir sohbet diyarbakır sohbet mersin sohbet çet muhabbet mirc radyo chat sitesi sohbet sitesi gibi kellimelerde önculuk etme cabasındayız.

Bu pozlar Demet Akalın’ı çıldırttı

Demet Akalın

Şarkıcı Demet Akalın sosyal paylaşım sitesi Facebook‘ta kurulan ‘Anti Demet Akalın’ adıyla kurulan gruplarda kişilik haklarına saldırıldığı gerekçesiyle soluğu savcılıkta aldı.

Savcılığa verilen dilekçede, söz konusu grupta yer alan çok sayıda yazı ve resmin hakaret içerdiği, küfürlerle dolu olduğun anlatıldı.

Avukat müvekkilinin Türkiye’nin takdir ve sevgisine mazhar olmuş, işinde son derece başarılı ve iyi bir sanatçı olduğunu bildirdiği dilekçede “Müvekkilimin ismi, karakteri, toplum içersindeki yeri son derece saygın ve şahsiyetli olup yakışıksız ve gerçek dışı muhatap beyanları ile aynı cümlede dahi kullanılması mümkün bulunmamaktadır” dedi.

Söz konusu yorumların kişisel değerlere saldırı niteliği taşıdığı iddia edilen dilekçede şu ifadeler yer aldı; “Söz konusu grup ve şüphelinin sitesinde yayınlanan yazılar çeşitli basında haber olarak kullanılmakta, çok başarılı bir sanatçı olan müvekkilim bu gerçek dışı haberler ve hakaretler yüzünden son derece büyük bir prestij kaybına uğramaktadır. Müvekkilime yapılan tamamen gerçek dışı ve hayal mahsulü yakıştırmalar bütün özel ve iş hayatını etkilemektedir.”

Dilekçede şüpheliler hakkında “Hakaret”, “Tehdit” ve “Yayın yoluyla aşağılama” suçlarından dava açılması talep edildi.

Demet Akalın
Demet Akalın
Demet Akalın

Örnek Kadın Akgül

Evin bahçesine doğru yönelince, kapının önünde bekleyen Akgül’ü gördü. Büyük ihtimalle Akgül onun geldiğini görmüş ve “acaba bana uğrayacak mı?” diye arada dışarıyı kontrol ediyordu. Zeliha gülümseyerek uzaktan el salladı. Şimdiye kadar Akgül’ü iki kez görmüştü, ama onu çok sevmişti.
Sanki yıllardır arkadaşmış gibi kucaklaştılar. Akgül, Zeliha’yı hemen içeri aldı, dış kapıdan girince ortada büyük bir sofa, hemen karşıda mutfak tezgâhı ve sofaya açılan dört tanede kapı vardı. Kapılardan biri oturma odasına açılıyordu ama Zeliha sofada ki yer minderlerini tercih etti, oraya oturdular. Akgül;
- Geldiğini gördüm, seni bekliyordum. Eğer gelmeseydin, yanına gelip seni buraya ben getirecektim.
- Buralara kadar gelip de sana uğramadan gider miyim hiç?
- Nasılsın Zeliha Hanım? İyi gördüm seni.
- İyiyim Akgül sağ ol. Bizim işler biliyorsun bitmiyor, baktım işçilerin kazım işleri uzun sürecek, biraz kendime mola verdim. Aslına bakarsan seni görmek, biraz sohbet etmek için geldim.
- Sağ olasın. Aç mısın? Çay, kahve ne alırsın?
- Eğer hazırda çayın varsa bir bardak içerim, başka bir şeye gerek yok.
O arada kızı Nurgül de odasından dışarı çıktı. Hemen hoş geldin diyip annesinin yanına kıvrılarak oturdu. Kedi gibi bir kızdı, sürekli annesine sokularak oturur, ya eli ya yüzü mutlaka annesine değerdi. Onyedi yaşındaydı, liseyi bitirmiş üniversiteye hazırlanıyordu. Üzerinde ona çok yakışmış olan bir kot pantolon ve t-shirt vardı. Şehir merkezinden oldukça uzak bir köydü burası, ama anne babası onun okumasını çok istiyordu.
Babası köyün muhtarıydı, oldukça ileri görüşlü, hoş sohbet ve köyü için gelecek hizmetleri destekleyen biriydi. Belki yaşlarının genç olması da buna bir sebepti, ama yine de her zaman böyle insanlarla karşılaşmak mümkün olmuyordu. Akgül’le birbirlerini severek evlenmişler, bir kız iki oğulları olmuştu. Ama Akgül kendisi gibi tek kız olan Nurgül’e çok düşkündü, kızını sürekli nazlandırıyordu, Nurgül de annesinden farksız bir şekilde onu nazlandırıyordu.
Akgül ile Zeliha’nın yaşları aynıydı, ama en büyük çocukları arasında on yaş fark vardı. Akgül sadece ilkokulu okumuş ve erkenden evlenmişti. Kızının okumasını ve çalışmasını çok istiyordu. Gerçi eşiyle çok mutlu olduğu her halinden belliydi, ama sanki okuyamamanın üzüntüsünü yaşıyor gibiydi. Kendisinin yapamadıklarını, kızının yapmasını istiyordu.
Nurgül çayları döküyor, onlar bir güzel sohbet ediyordu. Akgül’ün öyle güzel bir sohbeti vardı ki, onları izleyen biri olsa sadece birkaç kez görüşmüş olduklarını anlamazdı bile.
Zeliha arada çalıştıkları alana gidip yapılan işleri kontrol ediyordu, normalde hiçbir zaman iş bitene kadar oradan ayrılmaz, ayakta bekler, yapılan işi en ince ayrıntısına kadar takip ederdi. Ama yıllardan beri ilk kez aralarda kendine mola veriyordu. Bu Akgül’den kaynaklıydı, onda Zeliha’nın hissettiği bir şey vardı, bu asil bir ruhtu. Hem bedenen hem de ruhen bir güzelliği vardı Akgül’ün. Ruhunun güzelliği yüzüne vurmuş denen türdendi. Çok şey bilip az konuşan, mağrur, onurlu, asil bir güzellik, asil bir ruh.
Öğle saati yaklaşınca muhtar tüm çalışanları evine yemeğe davet etti. Akgül ne zaman o yemekleri pişirmiş, masayı hazırlamış Zeliha anlayamamıştı. Daha biraz önce beraber oturup çay içmişlerdi. Kendi kadar güzel ve lezzetli yemekleri büyük bir misafirperverlikle ikram etti. Karı koca hoş sohbet ve güler yüzle evlerine gelen misafirlerini bir güzel ağırladılar. Hem yapılan iş hakkında bilgi alıp, hem de ellerinden gelen yardımı esirgemeden köylerine verilen hizmeti takdir ediyorlardı.
Zeliha çalışma alanına geri dönünce, Akgül de onu yalnız bırakmıyordu. Yapılan işleri izliyor, çok fazla bir şey sormadan anlamaya çalışıyordu. Zeliha ilk kez bir köyde çalışmaktan bu kadar zevk almıştı. Artık işleri bitmişti, kim bilir bir daha ne zaman buraya tekrar gelecekti.
……….
Aradan iki yıl geçmişti, bir gün Zeliha’nın telefonu çaldı, ziyaretçisinin olduğunu söylediler. Zeliha merakla gelenin kim olduğuna beklerken, birden karşısında Akgül ile eşini gördü. Öyle sevindi ki, yine sarıldılar birbirlerine, kucaklaştılar. İkisinin de gözleri parlıyordu, hemen çaylar söylendi, hal hatır soruldu. Muhtar;
- Vallahi Zeliha Hanım, şehre geleceğimi duyunca Akgül bende geleceğim diye tutturdu, seni görmek istedi. Sadece senin için buraya geldi.
- Ne güzel etmişsiniz ama, nasıl mutlu oldum bilemezsiniz. Anlaşılan Akgül’le kalplerimiz karşılıklıymış, bende onu çok sevdim, ne zaman sizin köyden bahsedilse hep anlatırım sizi. Sayenizde köyünüzden de hep övgüyle söz ederim.
- Sağ olasın.
- Eeeee şimdi ben sizi yemeğe götüreceğim, eve gitmek için zamanımız yok ama dışarıda bir şeyler yeriz, sohbet ederiz. Ben Akgül’ün yemeklerini çok yedim, sıra sizde.
……….
İnsanlar arasında zaman, mekân, kültür farkı diye bir şey yok. Önemli olan insanların birbirlerini ruhen sevmeleri, anlamaları ve hissetmeleri. İnsanı insan yapan en büyük erdem, onun zenginliği, güzelliği, okumuşluğu, okumamışlığı, yaşam düzeyi, çevresi değil. İnsanı insan yapan, içinde barındırdığı ruhu, ruhunda ki asaleti.
Akgül’ün hiçbir zaman bu yazıyı okuma fırsatın olmayacağını biliyorum Ama yine de ben bu küçük hikâyeyi Akgül’e armağan ediyorum.
Şehirden çok uzak bir köy yeri, asil bir kadın, Akgül.

Divan dilinde sohbet

Divan Edebiyatı şairlerinden Nabi de çoğu Divan şairleri gibi padişah sohbetlerine katılan bir kimsedir. Urfalıdır Nabi. Bir hemşehrisi Nabi’ye rica eder; kendisini padişah sohbetine götürmesini ister. Nabi kıramaz, kabul eder. Tabii ki padişah ortamlarında uyulması gereken bazı kurallar söz konusudur. Neyse, giderler sohbete. İkram olarak elma dağıtılır. Elmanın sohbet sonunda yenmesi gerekir Nabi’nin hemşehrisi bunu bilmez, padişahın bulunduğu ortamda sesli bir şekilde yer elmayı. Nabi utanır sıkılır ama nafile… Sohbet sonrasında Nabi iyi bir fırça atar adama. Ama adam sohbeti çok beğenmiştir bir daha gitmek ister ve Nabi’ye resmen yalvarır. Nabi nezaket kurallarına uymasını şart koşarak götürmeyi kabul eder. Sohbette bu kez lokum dağıtılır. Lokumun hemen yenilmesi gerekmektedir. Fakat adam geçen sohbette yaşadığı vakadan ötürü ikramı tüketmez. Sohbet bitiminde padişah konuklarını yolcu ederken herkesle tek tek tokalaşır. Adamın elleri lokumdan dolayı yapış yapış olmuştur ve bu şekilde tokalaşır. Padişahın tepkisi üzerine Nabi beyiti patlatır:
Nabi’yi Nabi yapan hüsn-ü nazar
Urfa’nın kürdünde nezaket ne gezer

Wowereit Turkiyenin Her yerini gezmiş-Sohbet

Berlin’deki açılış sonrası davette Günay ile sohbet ederken biraz ilerde modacımız Atıl Kutoğlu’nun Berlin Belediye Başkanı Klaus Wowereit’le sohbete daldığını gördüm.
Kutoğlu beni de Berlin’in eşcinsel olduğunu daha ilk günden açıklayan ve büyük dikkat çeken Belediye Başkanı Wowereit’le tanıştırdı. Belediye Başkanı, her yerde eşcinsel politikacı olduğunu ancak eşcinsel politika yapmayacağını açıklayıp durmuştu. Son derece kendinden emin, samimi ve gerçek bir Türkiye dostu. Sosyal Demokrat Partili başkanın Berlin’de yaptıklarını herkes beğenir olmuş. Baktım o da en çok Türkiye’yi seviyor. Açılış konuşmasında zaten İstanbul için kardeş şehir tanımlamasını kullandı durdu ve sadece İstanbul’un trafik sorunundan şikâyet etti. Onu bile kibar yaptı. ‘Bu sorun bile İstanbul’un büyüleyiciliğini azaltmıyor’ dedi

Berlin’e gelen turist sayısı 8-9 milyon civarındaymış. İstanbul’a da 7.5 milyon turist geldiğini söyleyip, İstanbul gibi büyüleyici bir kentin neden daha fazla turist çekmediğini bir belediye başkanı olarak ona sordum. Cevabı ilginçti. ‘Berlin’de gecelik konaklama adedi 19 bini buluyor. Her gelir grubuna uyan konaklama mevcut. Pahalı değiliz. Oysa İstanbul çok pahalı. Normal bir turistin gelmesi imkânsız’ dedi. Çok doğru değil mi? Daha geçenlerde bir grup gazeteci arkadaşım Berlin’e gelip haftalık 160 euroya ev kiraladı ve müthiş bir tatil yaptı. Oysa İstanbul’da ya 5 yıldızlı oteller var çok pahalı olan ya da kötü oteller. Peki ya ortası? İşte sanırım İstanbul’un sorunlarından biri bu.
Berlin Belediye Başkanı Wowereit Türkiye’nin her yerini karış karış gezmiş. Bunu duyunca şaşırıyorum. Ta 1985′lerde Antalya, Erzurum, Trabzon, Van, Adıyaman’ı dolaşmış. Yani gerçekten Türkiye’yi tanıyor ve Türkiye’ye deniz, kum, güneş için değil tarihi için ziyaretler yapıyor. Atıl Kutoğlu, Barcelona’ya kaçan ünlü Bread&Butter fuarının da onun çabaları sayesinde yeniden Berlin’e geldiğini anlatıyor. Yani Berlin belediye başkanı şehri için her detayla tek tek ilgileniyor

Evli oldukları boşanma davasıyla ortaya çıktı

İbrahim kaş boşandı

Çok Güzel Hareketler Bunlar” programıyla ünlenen Neşe Sayles ile Beşiktaşlı futbolcu İbrahim Kaş’ın iki yıldır evli olduğu, Sayles’in boşanma davası açmasıyla ortaya çıktı.

Athena grubundan Hakan Özoğuz ile yaşadığı ilişkiyle adını duyuran ve şimdilerde Kanal D’de yayınlanan “Çok Güzel Hareketler Bunlar” programında rol alan Neşe Sayles ile Beşiktaş’ın defans oyuncusu İbrahim Kaş’ın iki yıl önce evlendikleri ortaya çıktı. İtalya-Vicenza doğumlu 25 yaşındaki Sayles ile ondan bir yaş küçük olan Kaş, 28 Temmuz 2008 tarihinde Kadıköy’de nikâh masasına oturdu. İkili, olası bir boşanma durumunda mal varlıkları konusunda sıkıntı yaşamamak için evlenirken “mal ayrılığı sözleşmesi” de imzaladı. Ancak evlilikleri kısa süre sonra çıkmaza girdi.

Evliliği gizledi Geçtiğimiz eylül ayında boşanmak üzere mahkemeye başvuran Sayles, dilekçesinde Kaş’ın sorumsuz davrandığını, kumar oynadığını, başka kadınlarla birlikte olduğunu ve evliliğini gizlediğini öne sürdü. Sayles’in iddiasına göre Kaş, onu ve arkadaşlarını evliliği gizlemeleri için tehdit de etti. Facebook’taki sayfasına bekar olduğunu yazan Kaş, Beşiktaş dergisine verdiği röportajda da “Evli değilim, evlenmeyi de düşünmüyorum” demişti. Ünlü futbolcudan hiçbir talepte bulunmayan Sayles, sadece boşanmak istediğini belirtti. Ancak Kaş, mahkemeden ek süre talep edince duruşma mart ayına ertelendi. Dava, 25 Mart Perşembe günü saat 11.30’da Kadıköy 2. Aile Mahkemesi’nde görülecek

Dev sanatçıların basın toplantısında kavga çıktı

Sanatçılar

Türk Sanat Müziği’nin devleri İstanbul, İzmir ve Ankara’da gerçekleşecek “Fasl – ı Şahane” isimli konserler dizisi için bir araya geldi. Bülent Ersoy, Muazzez Abacı, Seçil Heper, Mustafa Sağyaşar, Samime Sanay, Yaşar Özel, Zekai Tunca, Nalan Altınörs ve Yıldırım Bekçi önceki gün Dedeman Otel’de gerçekleştirilen basın toplantısına katıldı. Dokuz sanatçının bir araya geldiği toplantıda fikir ayrılıkları yaşandı.

Konser öncesi gerginlik
Türk Sanat Müziği’nin hiçbir zaman acınacak bir duruma gelmediğini savunan Muazzez Abacı, “Türk sanat müziği, Türk bayrağı dalgalandığı sürece hiç kimse Türk Sanat Müziği’ne bir şey yapamaz. Ama şu var zaman zaman gündemden düşebilir, bu hiçbir his değildir. Türk Sanat Müziği’ni kurtarmak gibi bir çabamız yok” diye konuştu. Bu ana kadar yolunda giden toplantıda Yaşar Özel’in yaptığı açıklamalardan sora gerginlik yaşandı.
Özel, “Türk Sanat Müziği Türk insanını ifade eder… Şimdi etrafta bir yığın türler var ama aslında hepsi alt yapıda Türk Sanat Müziği yapıyor. Beş yaşında bir çocuk da şarkı söyleyebilir. Şarkıyı söylemek başka şarkıyı yaşamak başkadır. Bunun içinde çok geç kaldık. Maalesef ki Türk Manat müziği’ndeki arkadaşlar çok bencil, herkes benim diyor. Hiçbir zaman dayanışma ve kaynaşma içerisine giremedik” diye konuştu.
Uzun süre konuşmaları dinleyen Samime Sanay söz alarak “İki assolisti fotoğraf çektirmek için bile bir araya getiremezdiniz bugüne dek. Çünkü herkes en büyük benim, en güzel ses benim der. Bu yüzden yapımcımız Sinan Kuzucu’yu tebrik ediyorum bunu başardığı için. Eskiden Türk Sanat Müziği ’nin icra edildiği yer gazinolardı ama artık birçok sebepten ötürü öyle değil. Artık Türk Sanat Müziği belli bir kesime hitap ediyor. Dolayısıyla el ele vererek bu grubu oluşturmaya karar verdik” diye konuştu. Tekrar söz alan Yaşar Özel, “Bu işi eski günlere götürmenin yollarını arayacağız. Bir seferberlik ilan ediyoruz” diye konuştu. Bülent Ersoy bunu asla kabul etmediğini belirterek “Buna seferberlik dersek, Abacı’nın yaptığı konuşmanın hepsi boşa gider. Böyle bir şeyi ben kabul etmiyorum” dedi. Muazzez Abacı, “Ben de asla kabul edemem” diye konuştu. Sanay’ın yaptığı açıklamalara da karşı çıkan Abacı, “Ben 10 yıl Bülent Hanım’la Maksim’de çalıştım. Emel Sayın’la aynı şekilde çalıştım. Nasıl assolistler bir araya gelmez dersiniz. Biz hep bir aradaydık” dedi.

‘Neden konuşturuyorsun?’
Sanay’ın yaptığı açıklamalara çok sinirlenen Abacı mikrofonların duymayacağı şekilde yapımcı Sinan Kuzucu’ya “Neden konuşturuyorsun bu kompleksli karıyı?” dedi. Abacı daha sonra Ersoy’un kulağına eğilerek “Konuşturma diyorum Sinan’a ama dinlemiyor” şeklinde kameraların duyamayacağı şekilde fısıldadı. Genç nesilden kimleri beğendikleri sorulduğunda ise; Abacı “Böyle klişe sorular çok sıkıcı” derken Ersoy da, “Ben bizden sonra gelenleri göremiyorum” diyerek genç sanatçılara gönderme yapmayı ihmal etmedi. Continue Reading…

Ankara’da bomba yüklü kamyonet

sohbetizm.net

Ankara Sohbet Gölbaşı’nda durdurulan bir kamyonda çok sayıda silah, mühimmat ve patlayıcı ele geçirildi…
Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Terörle Mücadele ekiplerinin bir ihbar sonucu takibe aldığı kapalı kasa kamyonu Gölbaşı İlçesi Polis Akademisi Kavşağı’nda durdurarak arama yaptı. Olay yerine sevk edilen uzman ekiplerin yaptığı aramada kamyonda silah, mühimmat ve patlayıcı madde bulunduğu öğrenildi.

KAMYONDAKİLER ASKER ÇIKTI!
İçerisinde silah ve bomba yüklü sivil kamyonu kullananların asker olduğu ve ellerinde görev kağıtları bulunduğu açıklandı. Askerlerin görevinin ne olduğuna dair henüz bir bilgi yok.
* Patlayıcı yüklü kamyon Ankara Sohbet Emniyeti’ne getirildi…

Aldatıldığını twitter’dan öğrenmiş-Sohbet

ceren bozoğlu

sohbetizm.net

GENİŞ AİLE’NİN Sevim’i Yeşim Ceren Bozoğlu, 3 yıllık eşi Sinan Çalışkanoğlu’ndan boşandı.

Bozoğlu, “Selena” dizisindeki Hades rolüyle ünlenen Çalışkanoğlu’na önceki hafta boşanma davası açtı. Bozoğlu’nun twitter sohbet ve facebook’ta eşiyle ilgili yapılan yorumlarda aldatıldığını öğrendiği belirtildi. İddiaya göre, yorumlardan birinde “Selena’nın Hades’i yan masada bir kızla öpüşüyor” şeklinde yazıyordu. Eşine bu durumu soran ve cevaplarla da tatmin olmayan Bozoğlu, soluğu mahkemede aldı.

Rıza Çalımbay’dan Arda Turan’a cevap

Rıza Çalımbay

sohbetizm.net

Eskişehirspor Teknik Direktörü Rıza Çalımbay, Arda Turan‘ın maçın çok sert geçtiği ve sürekli tekme yediği iddialarına yanıt verdi. Arda’nın başka takımlar hakkında açıklamalar yapmasını eleştiren Çalımbay, “O kendi işine baksın” dedi.

Süper Lig’de 24. haftanın kapanış mücadelesinde Galatasaray’ı 2-1 mağlup eden Eskişehirspor’un teknik direktörü Rıza Çalımbay, Best FM’de yayınlanan Özkan Öztürk’ün hazırlayıp sunduğu “Futbol Vadisi” programında, Eskişehirspor’un oynadığı futbolu eleştiren Galatasaray’ın kaptanı Arda Turan’a yanıt verdi. Tecrübeli hoca, kendisine sürekli tekme atıldığını ve maçın çok sert geçtiğini belirten Arda Turan’ın sözlerini şöyle değerlendirdi.

“Arda’nın söyledikleri, Galatasaray kaptanının yapmaması gereken açıklamalardı. O kendi oyununa ve takımına bakacak. Karşıdaki takımı eleştirmesine veya konuşmasına gerek yok. Biz Galatasaray ile ilk defa oynamıyoruz. Bu Galatasaray’la oynadığımız 4’üncü maçımız. 3 galibiyet 1 beraberliğimiz var Galatasaray’a karşı. Ayrıca Arda iyi bir futbolcu. Tabii ki markaj olacak. Arda gibi bir oyuncuyu rahat bırakmamız mümkün değil. Continue Reading…

Hakan Şükür:Sporunda Ergenekon’u var

Hakan Şükür

sohbetizm.net

Milli Takım ve Galatasaray’ın rekortmen golcüsü, uğradığı haksızlıkları, Fatih Terim ve Ersun Yanal’la yaşadığı problemleri sıraladı, “Sporun da Ergenekon’u var. Kimin, nereden, nasıl uzaklaştırıldığını düşünmek lazım” ifadelerini kullandı.

Hakan Şükür, Bloomberg HT televizyonunda Gülin Yıldırımkaya’ya tartışma yaratacak açıklamalar yaptı.
Futbola son noktayı koyduktan sonra yorumculuğa soyunan Şükür, haksızlıklara uğradığını ifade ederek, “Sporun da Ergenekon’u olduğuna inanıyorum” diye konuştu.
Fatih Terim ve Ersun Yanal’la yaşadığı, kamuoyunu aylarca meşgul eden olaylara da açıklık getiren Hakan Şükür’ün röportajından önemli satır başları şöyle…

Fatih Terim’e niye kırıldınız?
Son kontratımda, 2008 Avrupa Şampiyonası son senem olacak demiştim. Attığım gollerle, çok büyük hizmetler vermiştim. Son ana kadar şampiyonaya gideceğimi biliyordum ama olmadı. Milli Takım’da olmayı bekliyordum. Kendisi de bunu söylemişti. Grup maçlarının en fazla gol atan oyuncusuydum. Oraya gidip, o başarıyı yakalarken, emeği olan, destek veren biriydim, fakat kadronun dışında kalmak beni üzdü.

Ersun Yanal’la da benzer bir sorununuz olmuştu. Seyirciler soruyorlar, Trabzon’da neler oldu?
Seyirciler kapalı kapılar ardındakileri bilemez. Hayatım boyunca hiçbir antrenöre saygısızlık yapmadım. Beni tanıyanlar iyi bilirler. Ersun Yanal’ın yaptığı bana göre öyleydi. Hiçbir sebep sunamadı.

Yanal soyunma odasına girmiş, siz yatıyormuşsunuz, ayağa kalkmamışsınız.
Doğrudur öyle bir olay var. Yanımdaki şahidim de Rüştü’dür. Gecenin 2’sinde Sayın Ersun Yanal odamıza girdi. Ben de oyundan çıkmıştım o maçta. Ayağımda sakatlık vardı. Ona buz yapıyordum. Çok afedersiniz üzerimizdeki kıyafetler rahat, çok rahat bir pozisyondayız odamızda. Ben ve Rüştü’nün söyleme ihtimali olmadığına göre, hocam bu yaptığı şeye bir bahane olarak bunun duyulmasını sağlamış herhalde. Bunu çok açık ve net söyleyebilirim. Bu bir saygısızlık değildir. O dönem müthiş bir birliktelik vardı. ‘Hakan’ı mumyalamamız lazım. O bırakana kadar oynatmam lazım’ diyen bir insandı kendisi. Continue Reading…